İSLAM DÜNYASI ” İMAM ŞAMİL” İNİ ARIYOR

Fitnelerin sağanak sağanak yağdığı , zulümlerin ayyuka çıktığı günümüzde insanlığın kurtuluşunun her devirde olduğu gibi bu devirde de İslam sayesinde olacağını hepimiz biliyoruz. Bunu bilmekle beraber çeşitli fırkalara bölünen , bununla da kalmayıp mezheb , meşreb taassubu fitnesiyle çalkalanan İslam dünyasında birlik sağlanamadan bu kurtuluşun gelemeyeceği de maalesef âşikârdır.

Bu noktadan hareketle İslam dünyasındaki en büyük temel ayrılığın cihad ve ehl-i tasavvuf arasında olduğunu düşünmekteyiz. Her ne kadar mücahidler ve ehl-i tasavvuf çeşitli gruplara ayrılmış olsa da fikrî anlamda iki temel öğeden söz edilebileceğini düşünmekteyim. Bir mü’minin tam anlamıyla mü’min olabilmesi de aslında bu iki ekolün bir arada bulunmasıyla mümkündür. Nasıl ki bir mücahid savaş sanatlarında usta olmakla güzel ahlâk vasıflarına mükemmel manada sahib olamaz (ihsan mertebesi) , ehl-i tasavvuf da güzel ahlak konusundaki üstün vasıflarını cihad ile taçlandırmadıkça yeryüzünün yaşanılabilirliğine katkısı yetersiz kalır. Bu gerçek şu meşhur dizelerde de manasını bulmuştur.

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

Nasihat ile sohbet ile güzel ahlakın anlatılmasıyla yani kısaca irşadla yola gelmeyenin hakkından eski tabiriyle kılıç gelir ancak. Günahsız çocukları , yaşlıları , kadınları ayırt etmeksizin “demokrasi bombaları” ile hunharca katleden , kadınlara erkeklerinin önünde tecâvüzü bir mârifet zanneden zavallı , beyinden yoksun kâfirler için nasihatin çok da fayda etmediğini görmek için üç boyutlu gözlük takmaya gerek yoktur diye düşünüyorum. İmam Suyûtî’nin aktardığı Mehdi Aleyhisselâm ile alakalı uzun bir rivayetin son cümlelerinde zuhur eden mananın da bu olduğu kanaatindeyim.

Allah da onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. O daha sonra gündüz aslan, gece ise âbid olan bir kavimle beraber olur.” (İmam-ı Suyûtî)

Yazının başlığında geçen “İmam Şâmil” ismine şu noktaya kadar değinmediğim şeklinde bir intibâ oluşacaktır. Aslında bu noktaya kadar anlattığım tamamıyla o büyük mücahid alim sûfinin hayatının bir anlamda küçücük bir muhtasarı niteliğinde olabilir. Sonuç olarak İmam Mehdi’nin (a.s.) İmam Şamil (r.h.) meşrebli olacağını , yani zâhirde bazı kimselerin iddiâ ettiği gibi tasavvufun islamdan ayrı olmayıp aslında özü olduğunu ortaya çıkaracağını , nasıl ki diğer ilimlere bulaştırılmış şeyler var ise tasavvufa bulaştırılan ve İslam dışı olan anlayışları ortadan kaldıracağını ve bununla İslam dünyasını bir araya getireceğini düşünüyorum.

Sözün fazlası zarardır deyip nefsim gibi noksan olan yazımı şu dizelerle tamamlamak istiyorum. Rabbim bizi İmam Mehdi’nin (a.s.) sancağı altında buluşup , şehadet şerbetini içerek hüsn-i hatime ile hayatını tamamlayanlardan eylesin. İmam Şâmil’e de gani rahmet eylesin. Allah’a (c.c.) emanet olun. Vesselam..

Geceleri ol abid
Gündüzleri ol cahid
Yatakta ölüm düşkünlüktür
İnşaallah sen de olursun şehid

Şehitlik Hiç Bu Kadar Aşağılanmamıştır

Asrımızın “demode”likten kurtulmuş allâmeleri İslam literatürüne öyle tanımlar , öyle kavramlar ekliyorlar , öyle garip yorumlarda bulunuyorlar ki ağzımız açıkta kalıyor. Kendilerini bu derece cesaretlendiren acaba engin fikir adamı! olmaları mı yoksa akıllarının kemal seviyesinin çok fazla olması mıdır acaba bilemiyoruz. Bu çağdaş din adamlarının on dört asırdan bu yana yetişmiş âlimlerden ve ağız birliğiyle ifade ettikleri kemikleşmiş birçok hüküm ve görüşlerden kendi görüşlerini üstün görmeleri egolarının tavan yapmasından mıdır yoksa kibir ve ucub eseri midir onu da bilemiyoruz.

Bu noktadan hareketle dikkat çekmek istediğimiz asıl meseleye gelelim dedik. İslami kesimlerde hatırı sayılır bir takip kitlesi olan bir ilim adamı geçenlerde İslam’ın kadınlara verdiği değeri anlattığı bir konuşmasında öyle bir cümle sarfetti ki şahsen şok oldum. Hanımların özel hallerinde dışarı atılan kanın şehitlerin kanına eşdeğer olduğunu söyledi bahis konusu olan kimse. Buna da öyle bir gerekçe getirdi ki ne diyeceğimi bilemiyorum. Hanımların özel hallerinde namaz kılmamaları namaz gibi büyük bir ibadetten muaf tutulmaları bir nevi şehadet hâli gibiymiş.

Meselenin ilmî ve fıkhi yönüne değinmekten ziyade buradan ilgili yazar ve benzer düşüncelere sahip olanlara birkaç soru yöneltmek istiyorum:
1) Hanımların özel halleri şehadet mertebesine eşdeğer ise neden ilgili halleri sona erince gusül abdesti almadan namaz kılamaz , Kur’an okuyamazlar?
2) Bu düşünceye göre erkekler de ihtilam oldukları ya da cima ettikleri zaman bir nevi şehit gibi mi olmuş olurlar?
3) Meşhur bir rivâyette geldiği üzere Efendimiz (s.a.v.) bir savaşta sahabe-i kiramdan bir kimsenin cimâ sonrası savaşa iştirak etme durumunda kaldığını ve şehit düştükten sonra melekler tarafından yıkandığını beyân etmiştir. İlgili meselede geçen sahabenin melekler tarafından yıkanmasının hikmeti nedir?
Sonuç olarak bir hadis-i şerifte beyân edildiği üzere “Alimlerin mürekkepleri şehitlerin kanlarıyla tartılacaktır” şeklinde rivâyet biliyoruz da “kadınların hayız kanlarıyla tartılacağına dâir hiç duymadık. Bunun sebebi müddeinin sözüne istinaden bizim “eski din dili” konuşuyor olmamız mıdır yoksa müddeinin “yeni din dili” adıyla tahrif dilini konuşuyor olması mıdır bilemiyoruz. Ama şu kadarını çok iyi biliyoruz ki bugüne kadar “şehitlik (şehadet mertebesi) hiç bu kadar aşağılanmamıştır” vesselam..

Rabbim aklımızı üstün görüp büyüklük taslama fitnesinden cümlemizi muhafaza eylesin. Allah’ın (c.c.) selâmı aklını naslara tâbi kılan sâlih mü’min ve mü’minelerin üzerine olsun..

Ömer Karaoğlu – Gül Bahçesinde İbrahim (a.s.)

 

 

İbrahim olur adı O’nun
Çağırır sözün özüne
İbrahim olur adı O’nun
Çağırır Rabbin ipine…

Ne güzel kul , Ne güzel ümmettir…
İbrahim tek başına ümmettir
Dikilir Zalimin karşısına
Gül toplar ateş bahçelerinden

İbrahim olur adı O’nun
Rabbinden gelen müjdedir
İbrahim olur adı O’nun
Sığınır Rabbin gücüne…

Ne güzel kul , Ne güzel ümmettir…
İbrahim tek başına ümmettir
Dikilir Zalimin karşısına
Gül toplar ateş bahçelerinden

Grup Genç – Ey Acı

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=8TsybPrF0Bc]

seni de vururlar bir gün
seni de vururlar ey acı
uçup da gittiğin
uçup da durduğun
kanatlarından

sazın, sözün, türkülerin
türkülerin tükenir
ellerin koynunda
kalakalırsın

ve bir gün bu dünya
gül bahçesine dönecek
bunu böylece bilin
ve unutmayın

seni de vururlar bir gün
seni de vururlar ey acı
halepçe’de solmuş
filistin’de solmuş
soldurulmuş gül gibi
çeçenya’da solmuş
afganistan’da
soldurulmuş gül gibi

 

söz: ferman karaçam

Taliban’ın Arap Devrimleri’ne Bakışı

 

 

 


Taliban’ın aylık dergisi Es-Sumud’da Arap Devrimlerine bakışı yansıtılıyor. Devrimlerin cihada alternatif olmadığı belirtiliyor. Ahmed Bavadi imzalı yazıyı ilginize sunuyoruz.

Ahmed Bavadi
“Bismillahirrahmanirrahim,

Şeriatın düzeninin kurulmasının, özgürlük çağrısı yapan devrimlerin rahminden doğacağını düşünenler hatalıdır. Ve yine bu devrimlerin müminlerin yöntemi için bir alternatif veya sağlam menhec için bir yol olduğuna inananlar da hatalıdır. Hakkın bayrakları, onun insanları tarafından taşınmadığında; bu bayraklar heva ve hevesinin etkisi altında kalan, idrakten yoksun rehberler haline gelirler. Birçok kanıt aksini ispatladığı halde, kim batılın hakkı savunabileceğini söyleyebilir? Hakkın bayraklarının, hakka karşıt olan, batılın bu çeteleri tarafından yükseltileceğini kim iddia edebilir? Bu devrimler, güvenliklerini ve imanlarını elde edebilmek için bayraklarını Allah’ın dinine adamak zorundadırlar.

Allah’ın Şeriatı, güzel bir hayat tarzı ve emniyetli bir yaşam için yeterlidir.
“Erkek olsun, kadın olsun bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl 97)

“Buna göre, iman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.” (Hac 50)
Bir kimsenin şahsına zulmedilebilir, malına el konulabilir, ailesi aşağılanabilir, şeref ve itibarı yok edilebilir. Fakat bunlar o kimseye; kendisine eziyet eden kimsenin diğer insanlar üzerinde bir hükümdar vekili olarak, onlar için kendi heva ve hevesi doğrultusunda rejimler ve anayasalar oluşturmasına sevinme hakkı vermez. Zulümden kurtulduktan sonra Allah’a şükreden kimse, Rabbinin Şeriatı’nın kurulması emrine razı olmalıdır. Allah’ın yardımıyla bu durumlar değişebilir; fakat onlar partici bayrakları yükselttikleri, demokrasi çağrıları yaptıkları ve özgürlüklere bağımlı oldukları sürece asla ilahi bir programa kavuşamazlar!

Eğer devrim Allah’ın dini ve şeriatı için olmazsa; bir somun ekmek için yapılan bu devrimlerle İslam devleti kurulmaz. Hiç kimse işsizlik sebebiyle olan bir devrimin içki dükkanlarını ve gece kulüplerini kapatacağını düşünmesin. (Bu devrimler) Kadınları dışarıya makyajlı ve tesettürsüz olarak çıkmaktan ve çıplak bedenlerini havuzlarda ve plajlarda sergilemelerinden korumaz. Şarkı, dans, fuhuş ve ahlaksızlık ağları bu devrimler tarafından kapatılmayacak. Özgürlük ve demokrasi, insanların dini ve tabiatı ve cihada alternatif bir yol haline geldiğinde; bu devrimler, bu günahlar için hızlandırıcı ve teşvik edici olacaktır. İnsanlar işsizlik ve bir somun ekmek için isyan edip despotik rejimleri devirdiğinde; bu devrimler, Allah’ın Şeriatı yerine başka sistemlerle daha iyi anlaşabilen gruplar tarafından yönlendirilir. Böylece başladığımız yere geri dönmüş oluruz. Eğer devrim böyleleri tarafından yapılırsa, şüphesiz devlet Büveyhoğulları devleti gibi olur; biz de onlarla uğraşmak için yeni bir Selçuklu devletine ihtiyaç duyarız.

Şunu bilmeli ve anlamalıyız ki: Mısır ve Tunus’ta olanlar, Allah’ın mazlum ve yenilmiş kullarını zalimlere karşı destekleme sözü dolayısıyladır. Merhametli Rabbimiz, zulmeden kişi müslüman dahi olsa, mazlum kafire bile yardım eder. Peki ya zulme uğrayan Müslüman olursa? Bu ders, adaletsizliklerinden ve zulümlerinden vazgeçsinler diye adaletsiz kimseler için bir uyarı ve nasihattir. Allah’ın lütfuna şükretsinler diye mazlumlar için de bir yardımdır. Anlamak zorunda olduğumuz mesele şudur: Dinin ve Allah’ın Şeriatı’nın rehberliği olmaksızın kurulan iğrenç bir meşrutiyet düzenine, dine ve onun mensuplarına yardımı ihmal etmeye çağırırken; dünyada güçlenmesi için kimseye yardımda bulunamayız.

Eğer isterseniz Rabbinizin kitabını okuyun:

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.” (Nur 55)
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.” (Muhammed 7)
Bu devrimler ve onun taraftarları Filistin’i kurtarmayacak; cihadın ve mucahidlerin yerini alarak, Afganistan, Irak ve Somali’den işgalcileri ve komplocuları kovmayacak. Onların sancakları; bir lokma ekmek ve işsizliği yok etmek, dünyevi arzuların içinde boğulmak, hevesini takip etmek ve Allah yolunda cihadla arasındaki mesafeyi korumaktır.
“Onlar, yalnızca; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.” (Hac 40)

Tarihin çehresini değiştiren olaylar, değişimlerin dönüm noktası olan dakikalar ve dönüşümler nadiren tekrarlanır. Mısır ve Tunus’ta olanlar ve diğer yerlerde meydana gelebilecek olanlar olağanüstüdür ve Allah’ın bu zaman diliminde o ülkelere ve halklarına yardımıyla yayılmıştır. Eğer Allah’ın onlara lütfu olmasaydı; onbinlerce insan ölür, hatta nüfusun yarısı yok edilir; fakat yöneticilerin tahtı sallanmayabilirdi. İsterseniz diğer İslami ülkelere ve buralardaki zulme, otoriteye ve tiranlığa bir bakın! Onlar da ancak uzun bir zaman periyodundan sonra tekrarlanan –veya hiç tekrarlanmayan- büyük tarihi olaylara çok yakın durumdalar. Fakat bu olaylar insanların kontrolü dışında gerçekleşmektedir.

Bakın ne zamandan beri ne kadar çok deprem oldu, fakat uzun zamandan beri henüz sadece bir tane tsunami oldu. Ve yine bakın ne kadar çok bombalama oldu, fakat sadece bir tane 11 Eylül’ümüz var.

Bedir Savaşı tarihin çehresini değiştirdi ve hakla batıl arasında bir dönüm noktası oldu. Savaş ölçüleri değiştirdi ve batılın ve zorbalığın güçlerini afallattı. Bütün mesele burada bitti mi? Ya da kibirli kalplere korku salıp, kırık kalplilere yardım getirirken, görüşleri, fikirleri, inançları değiştiren bir etki mi oldu? Yanlış ve sahte tarafın insanlarını içine çeken ateşi tutuşturan kıvılcım ve aynı zamanda doğruyu savunan insanlarını saran karanlığı aydınlatan, böylece Allah’ın desteğiyle sağlam ve emin adımlarla ilerlemelerine vesile olan bir meşale olarak mı hizmet etti?

Bedir’de kalabalıkları hezimete uğratan, onlardan daha zayıf olanları da dize getirmeye kadirdir. Amerikan kulelerini, sanki küçük binalarmış gibi yere indiren, Zeynel Abidin’i ve Hüsnü’yü uzaklaştıran, onlardan daha güçlü ve daha zalim olanları da uzaklaştırmakta aciz olacak değildir.
Ama Allah, insanların gözleri önünde onların prestijini düşürdü ve mevkilerini alçalttı ki böylece insanoğlu Allah’ın hakkının gücünü görebilsin, rezilliğin ve utancın tozunu üzerlerinden atsınlar ve Allah, yanlış yolun insanlarını utandırıp küçük düşürürken, hakkın tarafındakileri bu olayları kendi avantajlarına kullanabilmeleri için güçlendirdi ki O’nun dini ve O’na bağlı olan insanlara yardım için çalışsınlar.

Bu olaylar, durmamız ve onlar üzerinde yolumuza devam etmemiz ya da benzer olayları beklememiz için bize izin vermiyor. Aksine bu olaylardan ve onların sonuçlarından sağlam ve doğru bir yöntemle istifade etmek, sağlam ve güzel yollarla yeterli sonuçları elde etmek zorundayız.
Alimler ve davetçiler, bu olayları kullanmak, Ümmet’e mevcut durumu İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmek için bir yol olarak kullanmalarını tavsiye etmek ve bu devrimlerde İslam’ın sancağını yükseltme mecburiyetleri konusunda onları uyarmak zorundadır. Vaizlerin vaazları sadece fıkhi kurallar hakkında veya ihtilaflarla dolu olmamalıdır; çünkü bu devrimler adaletsizlik ve zulmün devasa birikiminin ürünüdür. Bu halklar Şeriat kurallarını beklemiyorlar; çünkü onların üzerindeki hakimiyetini koruyan, onları aç, korumasız, zayıf ve geri kalmış bırakanların zulüm ve adaletsizlikleri yüzünden plansız bir şekilde, kendiliğinden hareket ediyorlar.

İslam tarihçisi Mahmud Şakir ed-Dımeşki, emirlerin, askerlerin ve komutanların ülkeler ve müminler üzerinde hakimiyet sürdükleri ikinci Abbasi Devleti ve onu takip eden diğer devletler zamanındaki buhranlardan bahsederken der ki:

“Askeri idarenin kötülüğü ve tehlikesi insanlar arasındaki ilişkilerde yayılıyordu. Çünkü askerler tek grup olduklarında, biri silahlı olan iki rakip grup arasındaki anlaşmazlıklar arttığında; artık akıllar sessizleşmeye mecbur kalır, özgürlük yok olur, adaletsizlik ortaya çıkar, düşünce baskılanır ve insanlar aşağılanır. Halk, gücü elinde bulunduranlardan nefret eder ve devlet görevlileriyle vatandaşlar arasında bir ayrışma meydana gelir. Fakat toplum bunu açığa vuramaz ve gizlilik içinde sürdürür. Despotlar mevkilerini suistimal etme peşinde koştukları; -yağmaladıkları, çaldıkları, ordu ve takipçileri tarafından zulmen alınanlar şöyle dursun- kendilerini taklit eden ordu vasıtasıyla direk veya dolaylı olarak yapabildikleri kadarıyla mal biriktirdikleri zaman ülke sosyal ve ekonomik olarak geri kalır. Üretim düşer; çünkü toplum, çalma, zulüm ve despotizme hedef olmadığı zamanki kadar (üretimi) umursamaz. Savaşamadığı için halkın manevi gücü düşer; ki kimin adı için savaşacaklar? Onları kim savaşa götürecek? Ne için savaşacaklar?” (İslam Tarihi 6/15),

Alimlere ve davetçilere düşen vazife, bu konuyla ilgili fıkhi bir hüküm çıkarmak yerine –ki bu zaten yapıldı-, yanlışları düzeltmek ve onları (ümmeti) Şeriat’ın menfaatlerine hizmet etmeye uygun bir yola yönlendirmektir. Bu meseleleri; İslam için komplolar kuran, bu devrimleri kendi hedefleri ve entrikaları için kullanmak üzere sömüren ve çalan batıl taraftarlarının ellerine terk edemezler. Hakkı anlatmak, Kur’an ve Sünnet sancağını yükseltmek ve insanlara seslerini duyurmak zorundadırlar. Böylece onlar (ümmet) için bir somun ekmek, Allah’ın dininden ve Rablerinin Şeriatı’ndan daha büyük öneme sahip olmaz ve bunların yerine hiçbir alternatifi kabul etmezler.

Bu devrimlerin gidişatı bu yöne çevrilmek zorundadır. Zaman değerlendirilmeli ve halkların bu şansını –ne olduğu çok önemli değil- desteklemek ve yardım etmek için yapılan çağrılara icabet edilmelidir…

Müslüman din adamlarımız ve alimlerimiz, ümmetin davasına ve Allah’ın dinine yardım konusunda konuşurken, komplimanlar yapmamalı ve hürmetkar olmamalı. Ümmetin liderleri, ümmete rehber olan ışık ve sağlam kaleleri kendileri iken, yanlışa düşmemeliler. Şairin dediği hal gibi olmaktan kaçınmalıdırlar:

“Ben yalnızca Gaziye’denim. Eğer onlar sapıtırsa,
Ben de sapıtırım. Eğer onlar hak yola tabi olursa, ben de tabi olurum.”
Ümmetin cihaddan başka bir alternatifi yoktur. Cihad, Kıyamet gününe kadar devam edecektir.”

Taliban’ın aylık es-Sumud dergisinin 62. sayısından çevrilmiştir.

Pressmedya

Sosyal Ağlar Tehlikeli

 

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oldukça popüler olan sosyal ağ sitelerinin kullanıcı sayısı her geçen gün artıyor.

Evde, işyerinde, internet kafede, okulda, kısacası internetin olduğu her ortamda birçok kişi vaktinin önemli bir kısmını Facebook’ta profil güncelleyerek, sağa sola kendisi ile ilgili video veya resim linklerini göndererek geçiriyor.

Çoğumuz, sanal ortamda daha çok sosyalleşmek adına arkadaş listemizi kabartmakla uğraşırken farkına varmadan kişisel bilgilerimizi kendi elimizle herkesin kolaylıkla ulaşabileceği bir ortamda pervasızca sergiliyoruz. Kişilerin cinsiyeti, doğum tarihi, siyasi ve dinî görüşü, eğitim durumu, resimleri, videoları, akraba ve arkadaş bağlantıları, çalıştığı işyerleri gibi birçok özel bilgilerini kaydeden bu siteler sayesinde siber suçlu veya gizli servis elemanları, normalde yıllarca uğraşıp ele geçirebilecekleri bilgilere bir tıkla oturdukları yerden kolayca ulaşabiliyor.

Artık günümüzde pek çok şirketin insan kaynakları birimi, eleman alımı yaparken CV’deki şahsî bilgiler ve referansların dışında sosyal ağlardaki o kişi ile ilgili bilgileri de inceliyor. CV’niz çok parlak görünse bile, bu sitelere eklediğiniz laubali bir fotoğrafınız, mesajınız veya yorumlarınız yüzünden başvuru yaptığınız şirketteki işe alınmayabilir veya çalışmakta olduğunuz işyerinizdeki patronunuz tarafından kovulabilirsiniz. Kısacası sosyal ağları bilinçsizce kullandığınız vakit istikbalinizi kendi ellerinizle karartabilirsiniz.

ŞİRKETLER DE SOSYAL AĞLARI TEHLİKELİ BULUYOR

Şirketlerin yüzde 70’den fazlası, çalışanların sosyal ağlara erişimini haklı olarak kısıtlıyor.

Şirketlerin yüzde 53’ü çalışanların sosyal ağlara erişimini engellerken, yüzde 19’u ise farklı yollarla bu faaliyetleri sınırlandırıyor. Bu durum da sosyal ağlara erişimi, kişiler arasında dosya paylaşımından sonra en çok yasaklı ikinci eylem haline getiriyor. Şirketler tarafından kısıtlanmış diğer faaliyetler arasında ise online oyunlar, belirli web sitelerine erişim, video indirip izleme ve anlık mesajlaşma servisleri yer alıyor.

Şirketlere “çalışanların en tehlikeli faaliyetleri nedir” diye sorulduğunda şirketlerin yüzde 35’i sosyal ağları en tehlikeli aktivite olarak gördüğünü söylüyor. Firmalar verimliliğin yanı sıra güvenlikleri hakkında da endişeli. Bu da çalışanlar için kısıtlanan faaliyetleri belirliyor. Sosyal ağlar zaman kaybına sebep olarak görülmesinin yanı sıra, aynı zamanda hem kötü maksatlı saldırıların potansiyel kaynağı hem de gizli bilgilere ulaşmak için tehlike olarak görülüyor.

Sosyal ağlar, popülerliği ve online kaynakların büyüyen açıkları sayesinde kötü amaçlı yazılımların dağıtılmasında en büyük araçlardan biri haline geldi. Örneğin, Twitter’da en çok fark edilen açık kullanıcıların virüslü mesajı görmesiyle birlikte kötü amaçlı yazılımların bilgisayarlarına hemen bulaşıyor olması. Sosyal ağların çeşitli saldırıların hedefi haline gelmesi, firmaların bu konudaki endişelerini haklı çıkarıyor.

Facebook kullanıcılarının % 46,4’ü 25 yaş altı, % 20,6’sı ise 17 yaşın altında. 10’lu yaşlardaki gençler ve genç erişkinler ağ kurma konusunda oldukça istekliler ve gereğinden fazla bilgiyi sonuçlarını dikkate almadan paylaşıyorlar. Zayıf güvenlik ayarları, kişisel bilgilerin iyi niyetli olmayan kişilerin eline geçmesine sebep oluyor. Daha da kötüsü, 16-24 yaş aralığındaki gençler sosyal ağlarda bilgilerini paylaştıkları kişilerin kim olduklarını bile bilmiyorlar.

Unutulmaması gereken bir diğer konu ise bilgisayar kullanıcılarının internete postaladıkları her şeyin, internette kıyamete kadar kalacak olması. İleride, çocuklar sosyal ağlarda paylaştıkları bilgilerden pişmanlık duyabilirler. Paylaştıkları her şey, ilerideki kariyerlerini,  sosyal statülerini, ilişkilerini zedeleyebilir ve şantaj için kullanılabilir.

10 BÜYÜK TEHLİKE

1. Sosyal ağ kurtları:

Koobface başta olmak üzere Facebook botlarla ve virüs saçan zararlılarla dolup taşıyor. Koobface en büyük botnet olmayı başarıyor ve Facebook, MySpace, Twitter, Friendster gibi ağlar üzerinde hesaplar’ı botnet’ine katmayı sürdürüyor. Spam reklamlardan da para kazanıyor.

2. Phishing tehlikesi:

FBAction üzerinden gelen e-postalar kullanıcıları Facebook hesabını bu bağlantı üzerinden açtıklarında bütün hesapları ele geçirilebiliyordu. Siz siz olun, e-posta bağlantıları üzerinden hesap açmayın.

3. Trojan:

Bu bağlantıya mutlaka tıkla diye kullanıcıları kandıran trojanlar arasında en tehlikelisi Zeus oluyor. Büyük hırsızlıklar düzenleniyor. URL Zone ismindeki zeki bir trojan ise, hesabın hırsızlar için değerini ölçüyor ve büyük hedeflere yöneliyor.

4. Veri sızıntıları:

İş yerinizin iç işlerinin sosyal ağlardaki durum güncellemeleriyle ortaya çıkması riskine hazır mısınız? Ticari sırlarınız bu rahat ortamda dile getirilebilir, projeleriniz sızabilir, ele geçirilen bir hesap e-posta ve şirket hesaplarıyla aynı kullanıcı isim ve şifresini kullanıyorsa daha kötüsü de olabilir.

5. Kısaltılmış url’ler:

Tinyurl gibi bağlantılar özellikle Twitter üzerinde yaygın. Bir video ya da yazı için tıklayıp da trojan ile karşılaşabilirsiniz.

6. Botnetler:

Botnet haline geldiğinizde hesabınız ve bilgisayarınız yasadışı işler için de kullanılabiliyor.

7. Gelişmiş tehlikeler:

APT olarak kısaltılan Advanced Persisstent Threats yani gelişmiş, ısrarcı tehditler özellikle önemli kişilerin bilgilerini topluyor.

Yöneticiler ve devlet adamları hakkında kritik sistemlere giriş için uzun vadede dikkatli bir şekilde bilgi topluyorlar.

8. Cross-Site Request Forgery (CSRF):

Siteler arasında gezerken facebook hesabının da bazı sitelere bağlı olduğunu görmüşsünüzdür. Bundan yararlanan ve tarayıcılardaki açıkları kullanan saldırganlar başarılı saldırılar düzenleyebiliyorlar ve salgınlar başlatabiliyorlar.

9. Sahte kimlik:

Politikacılar da dâhil olmak üzere binlerce takipçisi olan önemli kişilerin sosyal ağ hesapları çalınıyor. Bu da olmazsa onların adına sahte hesaplar açılıyor ve gerçek kişileri utandıracak yayınlar yapıyor.

10. Güven:

Kullanıcıların duyduğu rahatlık, güven tehlikelere karşı en büyük zayıflığı oluşturuyor. Arkadaşlarımızdan gelen bağlantılara merak edip tıklıyoruz ve şüphe etmiyoruz ama eğer onlar da ele geçirildiyse olan bize oluyor.

Eh, bunca tehlikeden sonra hâlâ sosyal ağlarda faal olmaya devam edecekseniz, karşılaşacağınız tehlikelere de hazır olun…

Dünya Bülteni

İran’dan Yeni Predatör İddiası

 

Geçtiğimiz hafta ABD insansız hava aracı RQ-170 Sentinel’in görüntülerini yayınlayan İran, İsrail’e ait 4 ve ABD’ya ait 2 predatörün daha ellerinde olduğunu açıkladı. İranlı yetkililer, söz konusu predatörleri önümüzdeki günlerde sergileyeceklerini belirtti.

İran gazetesi Tehran Times’ın haberine göre, İsrail ve ABD’ye ait insansız hava araçları önümüzdeki günlerde bir sergide ulusal basına ve yabancı ülkelerin elçilerine gösterilecek. Tehran Times’a açıklama yapan İranlı üst düzey bir yetkili, İsrail’e ait insansız hava araçları heronların doğu sınırında İran topraklarına girerken yakalandığını açıkladı. Aynı yetkili ABD’ye ait predatörlerin de doğu ve güneyde sınır ihlalini gerçekleştirdikleri sırada ele geçirildiğini belirtti.

Haberde, İran Devrim Muhafızları Generali Emir Ali Hacızade’nin 2 Ocak 2011 yılında bir basın toplandısı düzenleyerek İran sınırını ihlal ederek topraklarına giren iki insansız hava aracını ele geçirdiklerini açıkladığı hatırlatıldı.

Hacızade o dönemde söz konusu insansız hava araçlarının hangi ülkeye ait olduklarını belirtmemiş ancak şunları söylemişti: “Batılıların, ülkemize karşı gerçekleştirdiği sınırlı saldırıda yüksek teknolojili iki casus uçağı düşürüldü. Örneğin İran Körfezi üzerinde iki casus uçağı düşürdük.”

PREDATÖRLERİN DÜŞÜRÜLMESİNDE RUS PARMAĞI

İran Devrim Muhafızları Generali Emir Ali Hacızade 28 Haziran 2011’de yaptığı başka bir açıklamada ise, Rus uzmanların, ABD’ye ait iki insansız hava aracının düşürüldüğüyle ilgili kendilerine bilgi verdiğini belirtmişti.

Kaynak: ntvmsnbc

Gelir Adaletsizliğinde Türkiye Zirveyi Zorluyor

Türkiye, gelir adaletsizliğinde basamak atlayarak zirveyi zorlamaya başladı. OECD’nin raporuna göre, Türkiye, ABD ve İsrail ile birlikte en zengin ile en fakir arasındaki uçurumun 14’e 1 olduğu oran ile zirvenin hemen ardında yer alıyor. Zirvede ise Brezilya ve Meksika ve Şili var.

Gelir uçurumu en yüksek seviyede
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), OECD ülkelerinde zenginler ve yoksullar arasındaki gelir uçurumunun 30 yılın en yüksek seviyesine çıktığını bildirdi.

OECD’nin 22 ülkede yaptığı araştırmaya dayanarak hazırladığı rapora göre, 1980 yılı ve finansal krizin etkili olduğu 2008 yılları arasında bu ülkelerden 17’sinde eşitsizlik büyüdü. Rapor, en zengin yüzde 10’un ortalama gelirinin, şu anda en yoksul yüzde 10’un dokuz katına ulaşmış durumda olduğunu ortaya koydu.

Zenginler ve yoksullar arasındaki gelir uçurumu 1980 yılının ortalarından bu yana yaklaşık yüzde 10 arttı.

Rapora göre, zenginler ve yoksullar arasındaki gelir eşitsizliği en fazla ülkeler Meksika, ABD, İsrail ve Türkiye olarak sıralanırken, gelir eşitsizliği en düşük ülkeler Danimarka, Norveç, Belçika ve Çek Cumhuriyeti oldu.

Gelir eşitsizliği, geleneksel olarak eşitlikçi ülkeler olarak bilinen Almanya, Danimarka ve İsveç’te bile büyüdü. Bu ülkelerde zenginler ve yoksullar arasındaki gelir eşitsizliği oranı 1980 yılında 5’e 1 iken, bugün bu oran 6’ya 1 oldu.

TÜRKİYE İKİNCİ SIRADA

Gelir eşitsizliği oranı İtalya, Japonya, Güney Kore ve İngiltere’de 10’a 1 olurken, ABD, İsrail ve Türkiye 14’e 1 oranı ile en yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülkeler arasında yer aldı.

OECD’de, Şili ve Meksika’da en zenginlerin geliri en yoksulların gelirinin 25 katından fazla iken, OECD bölgesi dışında gelişmekte olan Brezilya’da bu oran son 10 yılda ciddi biçimde düşmesine rağmen 50’ye 1 olarak kayıtlara geçti.

Gelir eşitsizliğindeki artışın arkasındaki en önemli etken ücretler arasındaki eşitsizliğin büyümesi oldu, çünkü çok becerikli kişiler düşük becerikli kişilere göre teknolojik ilerlemeden daha fazla faydalandı. Rekabeti destekleme reformları ve istihdam piyasasını daha uyumlu hale getirmek, örneğin part time çalışmayı artırmak ya da daha fazla esnek çalışmayı teşvik etmek, özellikle kadın ve düşük gelirli işçileri daha fazla çalışma hayatına dahil etti ve verimliliği artırdı. Ancak part time ya da düşük ücretli çalışmadaki artış beraberinde gelir uçurumunu da yükseltti.

Gelir eşitsizliğinin artmasındaki diğer unsurun ise yüksek gelirliler için vergi oranlarında kesintiye gidilmesi olduğu belirtildi.

OECD, hükümetlerin, zengin bireylerin vergi yükünün adil paylaşımına katkıda bulunmasını sağlamak için vergi sistemlerini gözden geçirmesi gerektiğine işaret etti. Bunun, zenginlere marjinal vergi oranlarının artırılarak başarılabileceği, aynı zamanda vergi uyumunun düzeltilmesi, vergi indirimlerinin kaldırılması ile emlak ve servetin bütün biçimlerinde verginin rolünün yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

OECD Genel Sekreteri Angel Gurria yaptığı açıklamada, ”Sosyal sözleşme birçok ülkede yıkılmaya başladı. Bu çalışma, ekonomik büyümenin faydalarının otomatik olarak dezavantajları azaltacağı varsayımlarını yok ediyor ve büyük eşitsizlikler büyük sosyal hareketliliği besliyor” ifadesini kullandı.

Gurria, büyümeyi kapsayan kapsamlı strateji olmaksızın eşitsizliğin artmaya devam edeceğine işaret etti.

Vahdet Haber

Pakistan’ın Kuzeyi Taliban’ın Eline Geçiyor

Pakistan’ın kuzeyi Taliban’ın eline geçiyor Long War Journal’da yayınlanan haritaya göre Pakistan’ın kuzeyinde Taliban’ın kontrol altında tuttuğu bölgeler her geçen gün biraz daha genişliyor. İşte çarpıcı harita ve detayları: Tweet Pakistan’ın kuzeyi Taliban’ın eline geçiyor

Pakistan’ın Kuzeyinde Taliban Nüfuzu Artıyor Harita Hakkında Taliban kontrolü: Taliban’ın hem politik olarak yönetimi elinde tuttuğu hem de bölgedeki çoğunluğu etkin bir şekilde kontrol ettiği kesimler/temsilcilikler. Bu bölgelerde, Taliban genellikle şeriatı geçerli anayasa olarak ilan etmiş durumda; mahkemeler, asker toplama merkezleri ve vergi daireleri kuruyor. Polis ve asker bu bölgelerde ya hiç yok ya da kışlalara kapatılmış durumdalar. Taliban buralarda aynı zamanda el-Kaide ve diğer cihadî grupların kamplarını da barındırıyor. ( Haritada kırmızı renkli bölüm )

Tartışmalı kontrol: Taliban’ın hala kontrolü elinde bulundurduğu ama sivil yönetim tarafından ciddi bir muhalefetle karşı karşıya olduğu kesimler/temsilcilikler. (Haritada turuncu renkli bölüm) Taliban nüfuzu: Taliban’ın varlığını sürdürdüğü ama faaliyetlerini daha ince bir şekilde yürüttüğü kesimler/temsilcilikler. Bu bölgelerde medreseler ya da dini okullar kuruyor; asker ve para toplama faaliyetleri yürütüyor; ve kamplarını ya da Taliban birimlerini barındırıyor. Bu bölgelerde Taliban kontrolündeki ya da tartışmalı kontrol altındaki bölgelerde olduğu gibi saldırılara çok sık rastlanmıyor. (Haritada sarı renkli bölüm)

Federal Yönetim Altındaki Kabile Bölgeleri

Kuzey Veziristan: Taliban Kuzey Veziristan’ın yönetiminde etkin ve ordu bu kabile bölgesinde hükümet benzeri bir oluşum düzenlemek niyetinde olmadığını açıkladı. Kuzey Veziristan’ı Hakkani Örgütü, Hafız Gül Bahadır ve Sadık Nur kontrol ediyor ve mahkemeler, asker toplama merkezleri, vergi daireleri ve güvenlik güçleriyle paralel bir yönetim uyguluyorlar. Ordu yakın zamanda Bahadır ve Nur ile anlaşmalar yaptı, dolayısıyla Taliban’ın Güney Veziristan’daki Mesud kanadına karşı hücumları karşısında tarafsız kalıyorlar. El-Kaide ve Afgan Taliban grupları Kuzey Veziristan’da gelişiyorlar ve üsleri, güvenli evleri ve eğitim kampları var.

Güney Veziristan: Bu kabile bölgesi iki Taliban kesimine ayrılmış durumda: Hakimullah ve Veli ur-Rahman Mesud tarafından kontrol edilen doğudaki Mesud-kabile bölgeleri ve Molla Nazır tarafından kontrol edilen batıdaki Vezir-kabile bölgeleri. Taliban mahkemeler, asker toplama merkezleri, vergi daireleri ve güvenlik güçleriyle paralel bir yönetim yürütüyor. El-Kaide ve Afgan Taliban grupları Güney Veziristan’da gelişiyorlar, üsleri güvenli evler ve eğitim kampları kuruyorlar. Taliban’ın Mesud kanadına karşı yapılan şu anki askeri saldırıların sonucu ne olursa olsun, Nazır Vezir kabile bölgesinin kontrolünü elinde tutacak, çünkü ordu onunla çatışmaları durdurmak için bir anlaşma yaptı.

Kurram: Taliban ve müttefiki olan Şia karşıtı cihadî gruplar Kurram’ın neredeyse tamamını kontrol ediyor; etkili bir kuşatma altında olan başlıca kenti Paraçınar hariç. Hakimullah Mesud, Pakistan’daki Taliban hareketinin tamamının başına geçmeden önce Kurram’daki Taliban’ı kontrol ediyordu. Kurram Afgan Taliban’ının yanı sıra el-Kaide’nin eğitim kamplarına da ev sahipliği yapıyor.

Orakzai: Hakimullah’ın yönetimi altındaki Taliban, Aralık 2008’de Orakzai’nin doğu ve batı bölgelerinde şeriatı geçerli kanun olarak ilan etti. Taliban bölgeyi hala kontrol ediyor ve Kohat ve Pakistan’ın diğer bölgelerine saldırı düzenlemek için kullanıyor. Taliban mahkemeler, asker toplama merkezleri, vergi daireleri ve güvenlik güçleriyle paralel bir yönetim uyguluyor. Abdullah Azzam Tugayı, Gazi Güçleri, ve Kumandan Tarık Afridi Grubu gibi Taliban grupları Orakzai’de gelişiyor. Hakimullah Mesud, Pakistan’daki Taliban hareketinin tamamının başına geçmeden önce Arakzai’deki Taliban’ı kontrol ediyordu.

Hayber: Bu kabile bölgesi birçok Taliban grubu arasında bölüşülmüş durumda: Leşker-i İslam ve rakibi Ensarul İslam ve Pakistan Taliban Hareketi. Ordu radikal grupları bölgeden temizlemek, NATO’nun Afganistan’a ikmal hattını açık tutmak ve Peşaver’in eyalet merkezi üzerindeki baskıyı kaldırmak amacıyla Hayber’de birçok askeri saldırı düzenledi. Son saldırı Leşker-i İslam’a karşı düzenlendi ve ordu başarılı olduğunu iddia etti. Ama operasyonlar amacına ulaşamamış gibi görünüyor ve ordu Hayber’deki operasyonlar hakkında artık bir bilgilendirme yapmıyor; Peşaver de hala saldırı altında. Bunlar Taliban gruplarının hala kontrolü ellerinde bulundurduklarının kanıtı.

Mohmend: Mohmend’i Ömer Halid isimli bir Taliban komutanı kontrol ediyor. Halid komutası altında 5.000 savaşçısı olduğunu iddia ediyor. Halid Mohmend’de geçerli kanun olarak şeriatı ilan etti ve güvenlik güçleriyle çatışıyor. Ordu Mart 2009’da Taliban’ı Mohmend’den attığını iddia etmişti, ama tüm işaretler Taliban’ın hala kontrolü elinde bulundurduğunu gösteriyor.

Bacur: Pakistan Taliban Hareketi’nin yardımcı komutanı Fakir Muhammed, Bacur’daki Taliban yetkilisi. Ordu, Bacur’daki Taliban’ı temizlemek için düzenlenen çok şiddetli, yedi ay boyunca devam eden bir operasyondan sonra başarılı olduğunu iddia etti, ama Taliban birçok bölgeye geri döndü ve hala Mamond gibi önemli bölgelerin kontrolünü elinde tutuyor. Ordu yeniden operasyonlar düzenledi ve Taliban’la savaşmak için leşkerler, yani milisler toplamak için yerel kabilelerle anlaşmaya çalıştı. Bu çok sınırlı bir başarı sağladı. Taliban hükümetle çalışmaya istekli olan kabilelerin liderlerini kaçırdı ve suikastlar düzenledi. El-Kaide ve Afgan Taliban grupları Bacur’a yerleşmiş durumda ve üsleri, güvenli evleri ve eğitim kampları var. Bacur kuzeydoğu Afganistan’daki operasyonlar için el-Kaide’nin komuta ve kontrol merkezi.

Kuzeybatı Sınır Eyaletinin Yerleşim Bölgeleri

Tank, Dera İsmail Han, Lakki Mervat, Bannu, Hangu, Kohat, Karak: Kuzey ve Güney Veziristan’dan taşan Taliban, bu yerleşim bölgelerini de etkiledi. 2007’de gizli bir hükümet belgesi, bu bölgelerin hükümetin kontrolü dışında olarak tanımladı. Ordu Taliban’ı Bannu ve Hangu’dan çıkarmak için birçok operasyon düzenledi, ama başarısız oldu; Taliban hükümetle işbirliği yapan kabile şeflerini öldürerek karşılık verdi. Bannu’nun batı bölgeleri el-Kaide Şura Meclisinin merkezi olarak ve Halifelik bankasının evi olarak görev yaptı. Hükümet bir Taliban grubunu diğerine tercih ederek, Abdullah Mesud Grubu gibi Taliban gruplarını Hakimullah’ın Lakki Mervat, Tank ve Dera İsmail Han’daki Taliban kuvvetlerine karşı destekliyor. Kohat Orakzai’daki Taliban tarafından sürekli saldırı altında; son yıllarda İndus caddesi ve Özgürlük Tüneli Taliban kontrolü altında düştü.

Peşaver: Taliban düzenli olarak Peşaver’da büyük terör vurgunları düzenliyor ve Peşaver şehrinin dışındaki alanların çoğu Taliban kontrolünde ya da etkisinde. Taliban geçen yılın sonundan bu yılın yazına kadar Peşaver şehrinin hemen dışındaki konteyner terminallerinde NATO konvoylarını yağmaladı. Şehrin kendisi kuşatma altında olarak tanımlanıyor.

Novşera, Çarsadda, Mardan, Melakand: Taliban bu dört bölgedeki politik liderlere, güvenlik görevlilerine ve rakiplerine düzenli olarak terör saldırıları düzenlemekte. 2007’de, gizli bir hükümet raporu bu bölgeleri hükümet kontrolünün dışında olarak tanımladı, ama güvenlik güçleri Taliban’ın aleni bir şekilde kontrolü eline alması durumuna karşı direniş gösterecek güce sahipler. Küçük ölçekte Taaliban birlikleri Suvat, Dir ve Buner bölgelerinde Taliban’a karşı yürütülen askeri saldırılar sırasında Mardan ve Melakand’ın içine ilerledi.

Suvat: Suvat’ta Mollah Fazlulah’ın Taliban’ına karşı yürütülen askeri operasyon belli bir ölçüde başarı sağladı; en üst derecede 21 Taliban komutanın altısı öldürüldü ya da yakalandı. Bu baharda operasyonlar başlamadan önce Fazlullah’ın takipçileri Suvat’a iki yıl boyunca hakimdi. Taliban eğitim kampları kurdu ve el-Kaide’ye Suvat’taki bölgelerini kullanmaları için izin verdi. Hükümet Taliban’a karşı leşkerlerin organize edilmesine yarımcı olmak noktasında az çok başarılıydı. Taliban saldırılarına hala devam ediyor.

Dir, Buner, Şangla: Suvat Taliban’ı geçtiğimiz birkaç yılda menzilini bu bölgelere doğru genişletti ve bu baharda neredeyse üç milyon insanın yer değiştirmesine neden olan askeri operasyonlara sebep oldu. Taliban aleni kontrolünü yitirdi ama hala buralarda saldırılar ve operasyonlar düzenlemeye devam ediyor. Hükümetin Dir’deki iki ana kenti ve diğer bazı bölgeleri kontrol altında tuttuğu söyleniyor; Taliban Şangla’daki bir bölgeyi açıkça kontrol ediyor.

Battagram, Mensehra, Abbottabad, Haripur, Svabi: Küçük ölçeklerdeki Taliban birlikleri Suvat, Dir ve Buner bölgelerinde Taliban’a karşı yürütülen askeri operasyonlar sırasında bu beş bölgenin içine ilerlerdi. 2009 Nisanında Buner’de Taliban’ın kontrolü eline geçirişinden sonra Taliban Buner, Svabi ve Mardan boyunca Melakand’da sona eren bir geçit töreni yaptı. Güvenlik güçleri Taliban’a karşı harekete geçmedi.

Çitral, Kohistan: Küçük ölçeklerdeki Taliban birlikleri Suvat, Dir ve Buner bölgelerinde Taliban’a karşı yürütülen askeri operasyonlar sırasında Çitral ve Kohistan’ın içlerine doğru ilerlerdi. Taliban Çitral’i Afganistan’daki ABD ve Afgan güçlerine karşı düzenlediği saldırılar için bir üs olarak kullanıyor ve Kohistan’daki ana cadde 2009 yazındaki Taliban saldırıları dolayısıyla kapatılmış durumda.

Pencab ve Baluçistan’daki Bölgeler

Mianvali, Dera Gazi Han, Muzaffergar, Musakhel, Zhob: Taliban Mianvali ve Dera Gazi Han bölgelerindeki güvenlik tesislerine 2009’un kışı ve baharı boyunca saldırılar düzenledi ve Pencap hükümetinin Kuzeybatı Sınır Eyaletiyle sınırlarını kapatmasına sebep oldu. Taliban’ın Muzaffergar, Susakhel ve Zhob’da bilinen bir mevcudiyeti var. Zhob Günetdoğu Afganistan’da faaliyet gösteren Taliban savaşçıları için güvenli bir sığınak olarak biliniyor.

Long War Journal internet sitesinde yayınlanan dosya PRESS MEDYA için tercüme edilmiştir.

İlk Aşure Yemeğini Kim Yapmıştır?

Nuh aleyhisselam beraberlerindekilerle gemiden Aşure günü indi. O gün oruç tuttu ve Allah (c.c.),e şükür olamak üzere maiyyetine oruç tutmalarını emretti. Azıkları artmıştı. Birisi bir avuç buğday, diğeri bir avuç nohut getirdi. Yedi çeşit hububat ile Nuh aleyhisselam onlara yemek pişirdi. İnsanlar bunu Aşure günleri için adet edindiler ki yapanlar için ecr-i azim vardır. Fakirleri ve miskinleri de doyurmak lazımdır.

Zikrolunduguna göre Allah Te’ala, Aşure gününde Zemzemi diğer sularla beraber akıtır. O gün gusleden kimse bir sene boyunca hastalık görmez.

 Er-Ravzü’l Faik’de bu şekil’de yazılıdır.

(Hz. Mahmud Sami Ramazanoğlu (r.h.)  Yunus ve Hud Sureleri Tefsirleri)